27 Mayıs 2024 Pazartesi

Sanat Tarihi-3

 

Antik Yunan Sanatı

Düşünce yapısı ve geometrik olarak bir düzen hakimdir. Yunan kentleri ‘polis’ olarak geçmektedir. Dönemin şartlarına göre kendi kendini idare eden manasına da çıkmaktadır. Bölgede polis olarak isimlendirilen kentler bağımsız olarak yaşamakta ve örgütler oluşturmaktadır. Ortak dil ve kültür bakımından bir arada bulunurlar. Her Yunan kenti merkezde bir akropolis ve etrafında gelişen yapılardan meydana gelmektedir. Bouleuterion’a sahip ise o yere polis denilmektedir. Kendi kararlarını kendi meclisinde alabilmesi gerekir.

Tapınak Bölümleri

1-Temenos: Tapınağı çevreleyen ve kutsal alanı içinde barındıran etrafı duvarla kapalı bölümdür.

2-Pronaos: Pro (Ön)+naos(ibadet mekanı) kelimelerinin bir araya gelmesinden oluşan ve Antik Yunan tapınaklarındaki giriş bölümüdür.

3-Cella: İbadet mekanının içinde tanrı heykelinin de bulunduğu kutsal sayılan odadır.

4-Opisthdomos: Her tapınakta görülmemesine karşın arka oda olarak geçer ve hazine odası olarak geçmektedir.

5-Ante: Naosun yan duvarları

6-Krepis: Tapınağın oturduğu merdivenli kısım.

7-Stilobat: Tapınağın oturduğu merdivenli kısmın en üst platformu.

 Mimari düzenler dor, iyon ve korint olarak 3’e ayrılır.

Dor Nizamı, en eski düzen olarak günümüze ulaşan dorik sistemin 7.yüzyılda Yunanistan’dan çıktığı tahmin edilmektedir.  Yunan  tapınakları yüksek bir podyum üzerine yapılır. Daha sonra sütunların üzerinde yer aldığı bir stylobat ile devam eder. Bunun üzerine sütunların yükseldiği ve sütunlarında birbirine arşitravla bağlandığı durum gerçekleşir. Arşitravlar her sütunun merkezine birer parça dizilerek üstten gelen ağırlığı sütunlar üzerine aktarılmasını sağlayan taşıyıcı sistemdir.

 Alınlık: Üçgen biçimli alandır. Bazen içlerine heykeller konulmuştur.

Saçaklık: Alınlığın altında yer alır ve hemen üst kısmına friz denilmektedir. Dorik düzende süslemede triglif ve metoplar kullanılır.

Başlıklar: Gayet sade başlık çanağı ve tavan levhası mevcuttur.

Sütun: Yiv olarak da bilinen yüzey boyunca dik olarak uzanan çizgileri vardır. Dorik düzende oldukça sık yapılıdır. Sütuna ait şaft doğrudan tapınağın tabanına uzanmakla
ve sütun ayağı bulunmamaktadır.

Friz: Süsleme ve kabartmaların yer aldığı bölümdür. Bunun üstünde yatay silme olarak geison yer almaktadır.

Metop: Kabartmaların yer aldığı pano olarak tanımlanabilir.

Triglif: Sahneleri birbirinden ayıran üçüz yivler olarak geçmektedir.


Korint Nizam, M.Ö. 5-4 .yy. İyon nizamının çok az değişmiş bir şeklidir. Tek fark sütun başlıklarında görülür.Volüt başlık yerine akantus yaprakları ile donanmış sütun başlıkları kullanılmıştır.

Diğerlerinden gözle görülecek şekilde daha farklı gözükmektedir. Başlık süslemesi daha yoğun olarak yer alır. Mevcut bu düzende de ayak gözükmektedir. İon nizamından da gördüğümüz gibi sarmal bir yapısının olması yanı sıra yaprak betimlemeleri gözükmektedir.

Yunan döneminin önemli bir diğer yapısı da tiyatrolarıdır. Tiyatro kurgusu Yunan kültüründe Dionysos’un şenliklerinde ortaya çıkmaktadır. Dini olayları, tragedyaları ve komedyalar anlatılmaya başlanmıştır. Devamında Yunanlılar bunu ayrı özel bir yapı olarak oluşturmaya devam etmişlerdir. Coğrafi koşullardan dolayı tiyatrolar genelde yamaca oturur. Yarım daire formlu olmasına karşın tam daire formunda olanlara amfi tiyatro denilir. Tiyatronun konumu mutlaka bir manzaraya bakar. (Dağ, ova, nehir, şehir v.s)

 

Antik Yunanistan ve Roma döneminde şehircilik anlayışı günümüze çok benzer. Evler ve sokaklar ‘Izgara’ yani ‘Grid’ plan denilen plana göre yapılırdı.

 Antik Yunan Heykel Sanatı

        Cellaların içine tanrı heykelinin konulması ve çeşitli spor yarışmalarında birincilik kazananların heykellerinin yapılması geleneği, Yunanistan’da anıtsal bir heykel sanatının ortaya çıkmasını sağlamıştır.

        Yunanlılar ilk dönemlerde taş, kil, ahşap, altın, fil dişi, mermer kullanarak küçük heykeller yapmışlardır. Ancak bu heykeller, küçük ve narin oldukları için zamanla kırılıp yok olmuştur.

        Yunanlılarda heykel, mimarinin içinde yerini almakta ve mimari de bunun yanında bir heykel özelliği taşımaktadır.

        Asıl ilke, seyircinin bakış noktasından hareket edilmesidir. Bu bakımdan heykel, başkalarının görmesi ve değerlendirmesi noktasından ele alınmıştır.

        Yunanlarda ideal çehreler ve herkes için ideal olan birimlere uygun insan vücutları yer almaktadır.

MÖ 5. yüzyılın başlarından itibaren Arkaik Dönem heykellerindeki katı ve frontal duruş, yerini vücudun doğal yapısına uygun biçimlere bıraktı. Bu dönemde heykel sanatı teknik ve artistik özellikleriyle doruk noktasına ulaştı. Klasik Dönem ile birlikte, insanlık tarihinde ilk kez insan vücudu bağımsız bir varlık ve estetik bir değer olarak kabul edilmiş ve sanatın ana objesi olmuştu. İdeal ölçülerdeki insan vücutları ve yüz işlenimi, Klasik Dönem heykeltıraşlığının başlıca özelliğidir. Hareketlerde zıtlıklar ve bunun yarattığı dinamizm önemli bir yer tutar.

Baş, gövde, kollar ve bacaklar farklı duruşlarda modele edilmiştir. Ayrıca elbise ile vücut arasında gerçekçi bir uyum yakalanmıştır. Klasik Dönem heykeltıraşları için güzellik, bütünü oluşturan parçaların birbiri ve bunların bütün ile olan uyum ve dengesine bağlıydı. Bu açıdan bir sanat eserinin güzelliğini belirleyen en önemli unsurlardan biri orandı. İlk kez bu dönemde, heykeltıraşlar insan vücudunu meydana getiren uzuvların boyutları ve bütün içindeki oranlarının nasıl olması gerektiği konusunda gözlem ve pratiğe dayanan ideal oranlar (kanon) geliştirmişlerdir.

Klasik Dönem heykeltıraşlığı, stilistik ve anatomik gelişim açısından; Erken (MÖ 490-450), Olgun (MÖ 450-420), Zengin (MÖ 420-400) ve Geç (MÖ 400-330) olmak üzere dört evreye ayrılır.

Helenistik Dönem M.Ö 330-30

Büyük İskender’in Klasik dünyayı kapatan, Hellenistik dünyanın kapılarını açan askeri başarıları ardından ivme kazanan Hellen kültürü fethedilen her bölgede yeni bir dünya düzen kurmaya başlamıştır. Ekonomik, sanatsal ve sosyal alanlarda birçok açıdan sıkışmış olan Grek dünyası, Makedon Kral Büyük İskender’in askeri zaferlerinin ve başarılarının getirisi ile hareketlenmeye başlamıştır. Bu hareketlenmeler, döneme politik [askeri], sosyal ve sanatsal çok yönlü karmaşık bir yapı kazandırmıştır. Genel olarak dönemin kazandığı bu karmaşık yapı “Hellenizim” tanımını almıştır.

26 Mayıs 2024 Pazar

Sanat Tarihi 2

 

Paleolitik Dönem ( Eski Taş Çağı / M.Ö 60.000 – 10000 )

İnsanlığın ilk ortaya çıkışından, günümüzden 12 bin yıl öncesine kadar süren arkaik çağdır. Eski taş çağı insanları, yerleşik hayat sürmüyor, ağaçlık ve sulak yerlerde boylar halinde yaşıyorlardı. Ateşi bulan insanoğlu, avladıkları besinleri pişirmeye, ısınmaya, yırtıcı hayvanlardan daha iyi korunmaya başlamış; mağara ve kaya sığınaklarının duvarlarına resimler çizmişlerdir. Alt, Orta ve Üst Paleolitik olarak üç dönemde incelenmektedir. Anadolu’da Paleolitik yaşamın var olduğu görülmektedir. Paleolitik döneme ait çeşitli yıllarda yapılan araştırmalarda, çakmaktaşı ve andezitten yapılmış balta, bıçak gibi el aletleri bulunmuştur.

Mezolitik Çağda Anadolu (M.Ö. 22.000-10.000)

Bu dönemin diğer adı Orta Taş Çağıdır. Paleolitik Çağdan Neolitik Çağa geçişi hazırlar. Bu dönemde iklim yumuşamıştır. İnsanlar geniş düzlüklere, ormanlara ve iç kısımlara doğru yerleşmeye başlamışlardır. Önemli yerleşim yerleri yine deniz, göl ve ırmak kenarları olmuştur. Bu dönemde avcılıkta ustalaşılmış ve hayvancılık ilerlemiştir. Köpeğin de yine bu dönemde evcilleştiğini görüyoruz. Hatta gıda depolarına rastlanılması da önemlidir.

Bu çağın en önemli buluşu mezolit adı verilen taştır. Çakmak taşı ve obsidyenden yapılan geometrik biçimli taş aletlerdir bunlar. Bu taşlar; tahta, kemik ve boynuz sapları üstüne yerleştirilerek kullanılır. Avcılıkta ve özellikle balık yakalamada kullanılır.

Neolitik Çağ (Yeni Taş Çağı / Cilalı Taş Çağı) M.Ö. 8000-5000

Son buzul çağının bitişiyle iklimde meydana gelen değişim, daha ılıman ortamda yaşayan bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasına olanak vermiş, günümüzedekine yakın doğal bir ortam oluşmuştur. İnsanoğlunun yaşam biçiminde ilk köklü değişim , Neolitik çağda olmuştur. Neolitik Dönem, insan topluluklarının binlerce yıl boyunca sürdürdükleri avcılık ve toplayıcılığa ek olarak tarım ve hayvancılığı öğrenmesinin sonucunda gerçekleşmiştir. Bu dönemde önemli höyükler, aletler ve daha bir çok buluntu ortaya çıkmıştır.

Kalkolitik Dönemde Anadolu, MÖ 5000-3000 yılları arasını kapsayan tarih öncesi dönemdir. Bakır Çağı'nın bir diğer adı Maden Taş Çağı'dır. Madenî aletlerin yanı sıra taş aletlerin kullanılmaya devam edilmesinden dolayı bu döneme taş ve maden devri anlamına gelen Kalkolitik Çağ denilmektedir. Kalkolitik Çağ insanlarının yaşamında tarım, avcılığa oranla daha ön plandadır. Geçmiş çağların tüketici insanını simgeleyen av etkinliğinden giderek kurtulan insan toplulukları, gereksinimlerini kendi ürettikleriyle karşılamaya başlamıştır. İnsanların yaşamlarındaki bu değişiklik, onların sanatlarını da etkilemiştir. Avcılığa olan ilginin azalması sonucu duvarlara yapılan avcılıkla ilgili resimlerin yerini boyalı çanak çömlek ile bereketi sembolize eden kadın heykelciklerinin yapımı almıştır. Kalkolitik Çağ’da Anadolu’da ölü gömme gelenekleri de değişmeye başlamıştır. Ölüler genellikle yerleşim yerleri dışına toprak, küp ya da taş sanduka biçimli mezarlara gömülmüş, yanlarına ölü hediyesi olarak çanak çömlek, süs eşyası ve silahlar bırakılmıştır. Kalkolitik Çağ mimarisinde evler dikdörtgen planlı ve genellikle tek odalıdır. Bu yapı planı, daha sonra Batı Anadolu ve Ege kıyılarında kullanılan megaron adı verilen yapı tipinin temelini oluşturmuştur. Yunan tapınakları da megaronların planları örnek alınarak yapılmıştır. Yapı malzemesi taş temel üzerine kerpiçtir. Düz damlı evlerin odalarında ocaklar ve tahıl depolamaya yarayan ambarlar bulunur.

Sanat Tarihi-1

 

Sanat tarihçisi Celil SADIK hocadan almış 12 haftalık sanat tarihi atölyesi çalışmasından çıkarmış olduğum notları ileriye dönük olarak bakabilmek adına bu sıralı blog yazılarında paylaşacağım.

Başlıyorum.

Sanat nedir?

Sanatın tanımı sanat dünyasında hararetli bir tartışma konusudur. Ben Clive Bell’in sanat konusunda görüşünü beğeniyorum. Kendisi der ki: sanat eseri estetik beğeni oluşturan, şekil, çizgi ve renk unsurlarının ilişkisidir. Bana göre olmazsa olmazı estetik ve tekrarlanamayan olmasıdır.

İnsan elinden çıkma olan sanatın tarihinin insanlık ile yaşıt olduğunu söyleyebiliriz. İnsanın olduğu yerde sanat vardır ve insanın yaşadığı yerlerde sanat eserleriyle karşılaşılabilir. Sanat eseri biraz da inanma ve anlamlandırma ile ilgili olabilir. Yanı herkes ona bir sanat eseri şeklinde bakıyorsa bir yargı oluşmuştur ve artık o sanat eseridir.

Sanatın oluşumunda coğrafi konum, dinsel inanışlar, toplumsal yapı, önceki uygarlıkların etkileri, tarihsel dönem ve ekonomik durum etkilidir.

Sanatın bölümleri görsel sanatlar(resim, heykel, mimari) , fonetik sanatlar, ritmik sanatlar(bale, dans), sahne sanatları(tiyatro, opera), edebi sanatlar(roman, öykü, şiir), tasarım sanatı ve sinema sanatı gibi bölümlerden oluşur.

Sanat tarihi, sanatın tarihsel gelişimini inceleyen bilim dalıdır. Avrupa’da 18. Yüz yılda şekillenmeye başlayan sanat tarihi biliminin gelişim süreci “Antik Çağ” ile birlikte başlatılır. Bilimsel anlamda ortaya çıkışı 19.yüzyılda Almanya’da doğmuştur. Görsel sanatların tarihsel evrimini inceleyen bilim dalıdır sanat tarihi. Amaçları, bir sanat yapıtının kökenini tespit etmek (yapıtı hangi kültürün, hangi meslek grubunun veya kimin yaptığını belirlemek) , bir sanat yapıtının bir kültürün gelişim çizgisi ya da sanatçının meslek yaşamı içinde hangi aşamada gerçekleştiğini belirlemek ve sanat geleneklerini üslüpsal ve biçimsel gelişmeleri bakımından tarihsel perspektif içinde değerlendirmektir.

Ayrıca Sanat Tarihi görsel sanatlarda dinsel simge-sembol, tema ve konuların çözümlenmesiyle uğraşan ''İkonografi'' alanını da kapsar. İnsanlık tarihinin ilk zamanlarından başlayarak günümüze kadar her yerde karşımıza çıkan sanat, insanın kendini anlatma yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Kültür hepimizin bildiği gibi ''bir toplumun sahip olduğu maddi ve manevi birikimlerinin tümü'' olarak tanımlanır. Yani toplumun ; uygarlık anlayışı, eğitimi, üretimi, dili ve sanatı hep birlikte kültürü oluşturur. Bu nedenle kültür, Sanat Tarihine buluntuların sınıflandırılmasında oldukça yardımcı olan bir unsurdur. Kültür ve sanat birbirinden ayrı düşünülemez. Bazen sanat anlayışı kültürleri bazen de kültürler sanat anlayışını etkilemiştir. Hatta bazı toplumlarda sanat o toplumun kültürünü oluşturan önemli bir unsurdur. Ayrıca Sanat ve Toplum yine birbirine çok büyük etki eden iki unsurdur. Sanat, içinde geliştiği ve şekillendiği toplumun aynası olarak kabul edilir. Toplumun düşünceleri, kuralları, beğenileri sanatı da ciddi şekilde etkiler  çünkü o sanatı ortaya koyan sanatçı da toplumun bir parçasıdır. Sanat Tarihi incelenmesi zor bir bilim dalıdır. Beşeri özelliğinden dolayı da incelenmesi imkansız olmasa da oldukça zordur.

Bütün bu bilim dallarından da faydalanan Sanat Tarihi geçmişi aydınlatmanın yanı sıra sanatı incelemesi özelliğiyle eskiden yaşayan insanların duygularına da tercüman olur. Binlerce yıl yaşanan acılar, aşklar, savaşlar ve kutlamalar da Sanat Tarihinin incelemesi altındadır. Sanat Tarihi sayesinde geçmişteki insanların yaşayışlarından ve kültürlerinden haberdar oluyoruz.

Sanat Tarihinin bir diğer önemli görevi ise elde edilen tüm bu kültürel mirası koruyarak sonraki nesillere aktarmaktır. Gördüğünüz her eser ; camiler, kiliseler, antik Kentler, resimler, medreseler, tiyatrolar, kervansaraylar, liman ve hanlar, el sanatları, heykeller ve yazmalar geçmiş yaşantılara ait miraslar bırakmaktadır. Avrupa'da 18. yüzyılda şekillenmeye başlayan sanat tarihi biliminin gelişim süreci 'Antik Çağ' ile birlikte başlatılır. Antik Çağ'da değerli bazı takı ve kült eşyalarının tapınak ve hazine odalarında toplanıp korunması müzeciliğin belki de ilk örnekleridir. İngiliz müzesi 1759 yılında açılmıştır. Vatikan müzesi 1769 yılında açılmıştır. Louvre Müzesi 1793 yılında halka açılmıştır. Berlin müzesi 1830 yılında açılmıştır. Amerika'da ki ilk 1750 yılında Harvard Üniversitesinde açılmıştır.

Dönemler antik yunan ve roma dönemleri, orta-çağ dönemi, Rönesans dönemi ve yüzyıllar olarak tanımlanabilir.

Türkiye’de sanat tarihi bilimi deyince akla gelenler:

-Cafer Çelebi’nin Risale-i Mimariye adlı eseri

-Mühendishane-i Berri Hümayun(1795) ve Mektep Harbiye gibi okullarda mimari ve resim derslerinin verilmesi

-19.yüzyılda Aya İrini Kilisesi’nin (Müze-i Hümayun) müzeye dönüştürülmesi ve arkeoloji müzesinin kurulması

-Osman Hamdi Bey tarafından 1882 yılında Sanayi-i Nefise Mektebinin kurulması  

 İlk resim, mağara resimleridir. İnsanoğlu hayvanları resmetmiş ve onları tanımaya çalışmıştır.  Fransa’da bulunan Lascaux ve Chauvet mağaraları bu kapsamda örnek gösterilebilir. Resimler milatta önce 17.000 yıl öncesine tarihlenmektedir. Bulgaristan’da bulunan Magura mağarasında yine milattan önceye ait mağara resimleri bulunmaktadır. Mağarada bulunan reslimlerin boyamaları milattan önce 8.000 ila 10.000 yıl öncesine adreslenmektedir. Mağara anlamında İspanya’da eller mağarası, Hindistan’da Bhimbetka Mağarası, Brezilya’da Serra De Capivara mağarası, Sahra çölünde Acacus Dağları Avustralya’da Kakadu Kaya çizimleri, İspanya’da Altamira Mağarası, Somali’de Las Gaal mağarasında çeşitli milattan önceye adreslemeler yapan resimler bulunmaktadır.

Sanat Tarihi-3

  Antik Yunan Sanatı Düşünce yapısı ve geometrik olarak bir düzen hakimdir. Yunan kentleri ‘polis’ olarak geçmektedir. Dönemin şartlarına ...