Antik Yunan
Sanatı
Düşünce yapısı ve geometrik olarak bir düzen hakimdir. Yunan
kentleri ‘polis’ olarak geçmektedir. Dönemin şartlarına göre kendi kendini
idare eden manasına da çıkmaktadır. Bölgede polis olarak isimlendirilen kentler
bağımsız olarak yaşamakta ve örgütler oluşturmaktadır. Ortak dil ve kültür
bakımından bir arada bulunurlar. Her Yunan kenti merkezde bir akropolis ve
etrafında gelişen yapılardan meydana gelmektedir. Bouleuterion’a sahip ise o
yere polis denilmektedir. Kendi kararlarını kendi meclisinde alabilmesi
gerekir.
Tapınak Bölümleri
1-Temenos: Tapınağı çevreleyen
ve kutsal alanı içinde barındıran etrafı duvarla kapalı bölümdür.
2-Pronaos: Pro
(Ön)+naos(ibadet mekanı) kelimelerinin bir araya gelmesinden oluşan ve Antik
Yunan tapınaklarındaki giriş bölümüdür.
3-Cella: İbadet mekanının
içinde tanrı heykelinin de bulunduğu kutsal sayılan odadır.
4-Opisthdomos: Her tapınakta
görülmemesine karşın arka oda olarak geçer ve hazine odası olarak geçmektedir.
5-Ante: Naosun yan duvarları
6-Krepis: Tapınağın oturduğu
merdivenli kısım.
7-Stilobat: Tapınağın oturduğu
merdivenli kısmın en üst platformu.
Dor Nizamı, en eski düzen olarak günümüze ulaşan dorik sistemin 7.yüzyılda Yunanistan’dan çıktığı tahmin edilmektedir. Yunan tapınakları yüksek bir podyum üzerine yapılır. Daha sonra sütunların üzerinde yer aldığı bir stylobat ile devam eder. Bunun üzerine sütunların yükseldiği ve sütunlarında birbirine arşitravla bağlandığı durum gerçekleşir. Arşitravlar her sütunun merkezine birer parça dizilerek üstten gelen ağırlığı sütunlar üzerine aktarılmasını sağlayan taşıyıcı sistemdir.
Saçaklık: Alınlığın altında
yer alır ve hemen üst kısmına friz denilmektedir. Dorik düzende süslemede
triglif ve metoplar kullanılır.
Başlıklar: Gayet sade başlık
çanağı ve tavan levhası mevcuttur.
Sütun: Yiv olarak da bilinen
yüzey boyunca dik olarak uzanan çizgileri vardır. Dorik düzende oldukça sık
yapılıdır. Sütuna ait şaft doğrudan tapınağın tabanına uzanmakla
ve sütun ayağı bulunmamaktadır.
Friz: Süsleme ve kabartmaların
yer aldığı bölümdür. Bunun üstünde yatay silme olarak geison yer almaktadır.
Metop: Kabartmaların yer
aldığı pano olarak tanımlanabilir.
Triglif: Sahneleri birbirinden
ayıran üçüz yivler olarak geçmektedir.
Korint Nizam, M.Ö. 5-4 .yy. İyon nizamının çok az değişmiş bir şeklidir. Tek fark sütun başlıklarında görülür.Volüt başlık yerine akantus yaprakları ile donanmış sütun başlıkları kullanılmıştır.
Diğerlerinden gözle görülecek
şekilde daha farklı gözükmektedir. Başlık süslemesi daha yoğun olarak yer
alır. Mevcut bu düzende de ayak gözükmektedir. İon nizamından da gördüğümüz
gibi sarmal bir yapısının olması yanı sıra yaprak betimlemeleri
gözükmektedir.
Yunan döneminin önemli bir diğer yapısı da tiyatrolarıdır. Tiyatro kurgusu Yunan kültüründe Dionysos’un şenliklerinde ortaya çıkmaktadır. Dini olayları, tragedyaları ve komedyalar anlatılmaya başlanmıştır. Devamında Yunanlılar bunu ayrı özel bir yapı olarak oluşturmaya devam etmişlerdir. Coğrafi koşullardan dolayı tiyatrolar genelde yamaca oturur. Yarım daire formlu olmasına karşın tam daire formunda olanlara amfi tiyatro denilir. Tiyatronun konumu mutlaka bir manzaraya bakar. (Dağ, ova, nehir, şehir v.s)
Antik Yunanistan ve Roma
döneminde şehircilik anlayışı günümüze çok benzer. Evler ve sokaklar ‘Izgara’
yani ‘Grid’ plan denilen plana göre yapılırdı.
•
Cellaların içine tanrı
heykelinin konulması ve çeşitli spor yarışmalarında birincilik kazananların
heykellerinin yapılması geleneği, Yunanistan’da anıtsal bir heykel sanatının
ortaya çıkmasını sağlamıştır.
•
Yunanlılar ilk dönemlerde
taş, kil, ahşap, altın, fil dişi, mermer kullanarak küçük heykeller
yapmışlardır. Ancak bu heykeller, küçük ve narin oldukları için zamanla kırılıp
yok olmuştur.
•
Yunanlılarda heykel,
mimarinin içinde yerini almakta ve mimari de bunun yanında bir heykel özelliği
taşımaktadır.
•
Asıl ilke, seyircinin bakış
noktasından hareket edilmesidir. Bu bakımdan heykel, başkalarının görmesi ve
değerlendirmesi noktasından ele alınmıştır.
•
Yunanlarda ideal çehreler
ve herkes için ideal olan birimlere uygun insan vücutları yer almaktadır.
MÖ 5. yüzyılın başlarından itibaren Arkaik Dönem heykellerindeki katı ve frontal duruş, yerini vücudun doğal yapısına uygun biçimlere bıraktı. Bu dönemde heykel sanatı teknik ve artistik özellikleriyle doruk noktasına ulaştı. Klasik Dönem ile birlikte, insanlık tarihinde ilk kez insan vücudu bağımsız bir varlık ve estetik bir değer olarak kabul edilmiş ve sanatın ana objesi olmuştu. İdeal ölçülerdeki insan vücutları ve yüz işlenimi, Klasik Dönem heykeltıraşlığının başlıca özelliğidir. Hareketlerde zıtlıklar ve bunun yarattığı dinamizm önemli bir yer tutar.
Baş, gövde, kollar ve bacaklar
farklı duruşlarda modele edilmiştir. Ayrıca elbise ile vücut arasında gerçekçi
bir uyum yakalanmıştır. Klasik Dönem heykeltıraşları için güzellik, bütünü
oluşturan parçaların birbiri ve bunların bütün ile olan uyum ve dengesine
bağlıydı. Bu açıdan bir sanat eserinin güzelliğini belirleyen en önemli
unsurlardan biri orandı. İlk kez bu dönemde, heykeltıraşlar insan vücudunu
meydana getiren uzuvların boyutları ve bütün içindeki oranlarının nasıl olması
gerektiği konusunda gözlem ve pratiğe dayanan ideal oranlar (kanon)
geliştirmişlerdir.
Klasik Dönem heykeltıraşlığı,
stilistik ve anatomik gelişim açısından; Erken (MÖ 490-450), Olgun (MÖ
450-420), Zengin (MÖ 420-400) ve Geç (MÖ 400-330) olmak üzere dört evreye
ayrılır.
Helenistik Dönem M.Ö 330-30
Büyük İskender’in Klasik
dünyayı kapatan, Hellenistik dünyanın kapılarını açan askeri başarıları
ardından ivme kazanan Hellen kültürü fethedilen her bölgede yeni bir dünya
düzen kurmaya başlamıştır. Ekonomik, sanatsal ve sosyal alanlarda birçok açıdan
sıkışmış olan Grek dünyası, Makedon Kral Büyük İskender’in askeri zaferlerinin
ve başarılarının getirisi ile hareketlenmeye başlamıştır. Bu hareketlenmeler,
döneme politik [askeri], sosyal ve sanatsal çok yönlü karmaşık bir yapı
kazandırmıştır. Genel olarak dönemin kazandığı bu karmaşık yapı “Hellenizim”
tanımını almıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder